Yapımından bugüne mesken olarak kullanılan ve geniş avlusuyla çok nüfuslu ailelere ev sahipliği yapmış bu mekân 2017 yılından beri “kafe” olarak kullanılıyor.

Tahrip edilmiş doğal yapısını yoğun emekler sonucu aslına uygun Fransız mimarisiyle canlandıran ve modern çağın müziklerini ile şehre eğlence kültürünü geliştirmeyi amaçlayan müzisyen Cemal Yılmaz’ın anlatımıyla; “Eski Antakya Evlerinde Birlikte Yaşam Hikâyesi”:

“Fransız mimarisi ile yapıldığı söylenen bu mekândaki yaşanmışlıklara dair ne yazık ki çok bir bilgimiz yok. Yalnızca 10-12 yıl öncesini biliyoruz. Bizden önce bu mekânı babaannem ev olarak kullanıyordu. Avluda güvercinler, tavuklar vardı. Arka tarafı bahçeydi. Babaannemin buradan taşınmasının ardından, babam burayı güvercin evi olarak kullanılmaya başladı. Bu evlerin kapısından girdiğinizde sizi bir avlu karşılar. Hepsinde mutlaka bir limon veya portakal ağacı vardır. Bu avluların verdiği bir enerji vardır. Şehrin orta yerinde ama kendinizi şehrin karmaşasından uzakta hissedersiniz. Bir dinlence yeri gibidir aynı zamanda. Limon ağacının altında taş bir yapıya bakarak içtiğiniz kahvenin tadı başka olur bir anda. Ve buralardaki yaşanmışlıkları düşünmeye başlarsınız. Her evin bir hikâyesi vardır. Mutfak yapılarının, içlerindeki ceplerin bile bir hikâyesi vardır…

Bu mahallede bulunan çoğu evin kültürel tarihi ile ilgili resmi bir kayıt yok. Mülkiyet kayıtlarında ise yalnızca bir kısmı için, Fransızlar dönemine kadar gidebiliyorsunuz. Ancak burada yaşayanların anlatımından bildiğimiz kadarıyla, uzun yıllar ağırlıklı olarak Hristiyanlar tarafından kullanılmış. Şimdilerde ise mahalledeki sayıları oldukça azaldı. Avlusu geniş olan evler genellikle çok nüfuslu aileler tarafından kullanılmış. Buranında böyle bir aile tarafından kullanıldığını düşünüyoruz. Dört tarafının taşlarla örülü olduğu, yüksek duvarlı avluların farklı bir akustiği de var. Şimdilerde babaannemin anılarıyla birlikte, avluda ki limon ağacının, bereketin simgesi nar ağacının gölgesiyle ve taşlarla çevrili, yüksek duvarlı bu avlunun akustiği ile müzik yaparak, buraların kültürünün bir parçası olmaya, buradaki yaşanmışlıkları bu şekilde ayakta tutmaya çaba sarf ediyoruz.”